25 Mar 2010

Babam ve Dedem

Babam ve Oğlum'u izlemedim evet, zırlak filmleri sevmem. 
Hatta böyle bir yazı bile yazmayacaktım, sıradaki yazım Whip It eleştirisiydi. Filmin ne kadar klişe ve rezalet olduğunu, Ellen Page'le Drew Barrymore'u boyları boyuma uygun diye ne kadar da çok sevdiğimi, filmdeki anne kız diyaloğunun yaş kaç olursa olsun her zaman gerçek olduğunu, filmin müziklerine özellikle finaldeki 28'e bayıldığımı ve roller larımı ne kadar özlediğimi, bir an önce evden alıp sahilde saatlerce kaymak istediğimi yazacaktım...
Gel gör ki, bugün yaşananlar beni tamamen farklı bir yazı yazmaya itti.
Yazıyı yazmadan önce şunu da belirtmeliyim ki, bu okunmak istemeyen bir blogdur. EVet, sevilmek istemeyen ve sevildiğinde şaşıran bir kızın okunmak istemeyen ve okunduğunda sinirlenen blogudur! O yüzden artık facebook'ta orda burda kendisinden bahsetmicem, soranlara adresini yollamıcam, kimseler görmesin bilmesin yine deli taşlarımı sektireyim bildiğim gibi... Belki de gizli, şireli falan yaparım.
Babam ve Dedem'dir bu yazının başlığı. Dedem şu an belki de hiçbirşey düşünmüyor hissetmiyor bile, durumu kötü. Neyse,....................... ya kimse de teselliye falan başlamasın ben sadece elimde olup da yapamadığım şeylere üzülürüm, elimde olmayanlara değil. Sakinim, tevekküllüyüm şu an:)

Çenemi açmak istediğim bir konu var ki, garip durumlarda garip insanların anormal derecede yakınlaşması gibi (bkz. Stockholm Syndrome), biz de babamla en ciddi, açık, öz ve etkili konuşmamızı yaptık hastanenin kafeteryasında 4 saatlik nöbetimizi tutarken... Ben babamın kızıyım, evet. Bu herkesin bildiği ama pek söylemediği bir gerçek ama ona çok ama çok benziyorum. Mesela ordaki en soğukkanlı iki insan bizdik. vs vs... Konuşmanın detaylarına da girmicem 
(hala tüm blogların, fotoğrafların ve herşeyin ama herşeyin FBI tarzı dosyalama sistemleriyle okyanuslar altında gömülü serverlarda, çılgın Amerikalıların gerektiğinde her bir insanoğlunun karşısına bir gün çıkarması üzere depolandığına inanıyorum)
ama deli cesaretiyle yazıyorum hala. Evet "ben iyi bir baba olamadım mı" - "aa yok şekerim ben de iyi bir evlat sayılmam" tadında giden, .....
Off... Of dede, hadi düzel, sen bana yosunlara basmayı öğretendin zorla ve zorla! Ben artık yosunlara basabiliyorum, başım dik, ne haltıma yarayacaksa hayatta bu haklı gururum.

Anne ve baba, sizinle de her zaman gurur duydum, herşeyi ama herşeyi tam yaptınız, tek hatanız bilmemekti şu gerçeği:
Anne ve baba ne öğretmeye çalışırsa çalışsın insanı asıl büyüten hayattır! Sevdiğine bir şey öğretemezsin, ancak seni sevmeyenler bir şeyler öğretmiştir hayatta sana! Aldatan, aldatılan, basıp giden eski sevgililerin; notunu azaltan öğretmen; suratına haykıran düşman, sen bana fazla masumsun diye basıp giden bir o, buz gibi suratıyla doktor, hayatına çok geciken ve daha da gecikecek olan o büyük aşkın, sen olsan sen de yapardın söylenme diyen arkadaş, işine gelmiyorsa git diyen patron birşey öğretmiştir sana ancak. Teorim odur ki sevmek ve öğretmek aynı kişi üzerinde gerçekleştirilemeyecek iki eylemdir!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder