14 May 2010

Magnolia Üzerine

Bazı filmleri keşke sadece ben seyretseydim. O kadar da bencilim...
İlk 40 dakikasından sonra bana neden film izlemeyi sevdiğimi hatırlatacak kadar başarılı. Neden mi? Herşey, herkes ve tüm zamanlar içiçe ve hepsi bir şekilde birbirine bağlı. İşte filmlerde bunu seviyorum. Kafamdaki evren düşüncesiyle tamamen uyuyor. Hani konservatuar derslerinde falan bir laf varmış ya bu tabanca (veya şemsiye miydi) neyse bu b*k bu sahnede göründüyse kesin kullanılacaktır falan.. Onun gibi bir şey.
Manolya'da sevdiklerim ise hepsinin ama hepsinin hasta olması... İki koca adamın kanser hastası olması (sounds familiar?), iki küçük adamın hafızalarıyla başlarının dertte olması (sounds familiar?), kadınların hayatla başlarının dertte olması, çocuğun r&b hastası olması, polisin iyilik hastası olması, bir diğerinin aletine hasta olması (ki Tom yerine Brad daha mükemmel oynardı bence, ya da Johnny Depp, Johnny Depp nerelerde cidden, bir tek Tim Burton'la yürümez bu gemi)... Herkesin hasta olması bana inanılmaz keyif verdi.
Paul Thomas Anderson... büyük bir adam... onu sevdim.
Bir de quotation ekliyim:

- I'm sick and I'm in love.
- You seem the sort of person who confuses the two.
- That's right. That's the first time you've been right. I confuse the two and I don't care.

1 yorum:

  1. bana bu filmi getirsene izlemek istiyorum
    bence hayattaki en güzel şey, hayattaki en güzel film

    YanıtlaSil