19 May 2010

Motor Ol!

Boğaziçi'ndeki İdil Biret konseri Yöret yararına bir etkinlikti. Barış için Sanat gibi, gençlerin şiddetten uzak durması ve uzak durdurulması için önleyici rehberliği kendine ilke edinmiş, azimli bir dernek. Gerçekten ortaokul ve lisede rehber öğretmenlerimizin çoğunluğu kendileri deli olmasaydı ve bizlere vakit ayırabilselerdi belki çıkış yollarımızı ve aldığımız kararları daha erken yaşlarda düzeltebilecektik.
Herneyse.
Anlatmak istediğim şey kısa tanıtım videosundan. Yöret'i tanıtan bu kısa videoda kurucu bayan diyor ki (tamamen baştan yazıyorum şu an, aşağı yukarı böyle birşey dedi:

Duvarımda Sapanca Gölü'ne ait bir fotoğraf var. Hiçbirşey yok görünürde, sadece suda giden küçük bir motor ve arkasında suya bıraktığı ince iz. İşte ben o motorum!

Muhtemelen lisede olsak gülmekten yarılacağımız ve yıllarca birbirimize kahkahalarla anlatacağımız bu söze ben o akşam hiç gülemedim. Kadın gerçekten arkasında iz bırakarak ilerliyordu. Sadece gülümsedim ve onun adına yaşadım birçok duyguyu: gurur, bilinç ve gönül rahatlığı... Daha o sabah, haftada 4 kere falan geçtiğim muhteşem Yeniköy sahilinde, bakışlarımı trafikten ayırıp denizdeki ufak büyük teknelere, kayıklara çevirmiştim. Kafamdaki bu imgeyle kadının sözleri birleşti:

Aslında tüm insanları birer tekne, motor, kayık herneyse düşünürsek...
Su üzerinde tamamlamaya cebelleştiğimiz ve kıyıya ulaşmakla değil ancak yakıtımızın bitmesi veya batmamızla son bulacak bir yolculukta olduğumuzu farzedersek...
Ben açıklardan gidenlerden olmak isterdim...
Diğerleriyle beraber kestirmeden yol alanlardan değil...
Geniş geniş yaylar çizmek isterdim...
Bu metaforun karşılığı ne olabilir hayatta? Açıktan gitmek? Ne bileyim, göldeki, denizdeki, sudaki imkanlarımı zorlamak = mesela Japonya'ya gitmek... çöllerde yürümek ve Bir Çift Yürek kitabında okuyup inanamadığım sineklerin kulaklarımızdan girerek oralara birikmiş ve muhtemelen bizi sağır edecek kumları çıkarmalarına huzur içinde izin vermeyi denemek... Deri montuna ayırdığın parayı çıkarıp bir kadının kapkara, dilenmeyen ama uman ellerine bırakmak... ne bileyim.. hayatını yıldızlar hakkında kitaplar okumaya adayıp çocuklara ders vermek bile olabilir... Yeter ki tekne az da olsa açıktan gitsin...

Açıklarda giderken belki o kalabalıklara dahil olmazsın, belki geceleri hep korkarsın heryeri birbirine benzeyen sularda, yön bulmakta zorlanır kabus görerek sabahı beklersin ama en azından açıklara da bir uğrayan olduğunu bilir, gururla idare edersin tekne mi motor mu ne haltsa! Ve açıklarda karşılaştığın senin gibiler olursa onları gerçekten daha teknelerinin ışıklarını görür görmez tanır ve haklarını verirsin. Kendi teknene misafir eder, balık ızgara yaparsın ve bilirsin ki açıklardaki maceraları anlatıp paylaşabilmek o kestirme yoldaki milyonlarca tekneden gelen kuru gürültüyle kıyaslanamaz...

Afiyet olsun!

*fotoğraf tamamen temsili, gösterileni bulamadım:(
**Haziran'da Mardin o zaman...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder