4 Tem 2010

Günaydın İstanbul Kardeş üzerine

İğrenç bir yazı yazdım, başlığı "Gerçekleşmeyen Olasılıklar Bütünün Bir Parçası Olmam Oldukça Olası". Yayınlamıcam zaten, o kadar iğrenç. Ama yazıyı yazarken "Günaydın İstanbul Kardeş"'i tekrar izledim. İlk izlediğimde de ağlamıştım. Bu film yine beni benden aldı, hem ucuz hem de Türk ama çok fena:(

Soft eleştirilerle başlarsam:
Bizim oralarda geçiyor, Nispetiye Caddesi'nde çekilmiş. Sinema adına dikkatimi çeken birkaç şey oldu. "ilik gibi kız" tabir edilen hatun rolündeki kadının dişleri çarpıktı, demek ki herkes porselenlere saldırmıyormuş o zamanlar Lerzan Mutlu modeli. Sonra da liseden aşık olduğu kızın sevgilisini gösterdi filmde, o afili delikanlının da göğsü, göbeği, kürek kemikleri kıl kaplıydı. Demek ki onlara da önlem alınmıyormuş o zaman. Güzellik kalıplarının her iki cins için de 5-10 yıldaki değişimi ilginç ama insan farketmiyor.
Ve film o kadar dandik ki gazeteci rolündeki kız kılıklı, fotoğraf makinasının deklanşörüne basmıyor, basıyor gibi yapıyor 105 defa. İğrenç.

He duyguya bi lafım yok, duyguyoğun, zihnime tekrar saplananlar şunlar oldu:
  • En son ne zaman gerçekten merak ederek sordun: "Anne, nasılsın?" 
  • Ve aşk, "gelmicem anla beni" diyen biri için ikinci bileti alıp son ana kadar onu beklemekmiş. 
  • "Beyaz atlı prens, şu bu değilim. Ama inan bu saydığın yaratıklar yaşasaydı seni hiçbirisi benim kadar sevemicekti."
Böylesine saf bir film izlemek midemi bulandırıyor. Evet temiz havadan başı dönenler gibi oldum, saf sevgi izleyince iç kaloriferim çalışır, başım ağrır midem bulanır.
      * Çağan Irmak yönetmiş bu filmi, vay be! 11 yıl sonra öğrendim.
      ** bi de Çarşamba otobüste bi çocuk bana yer verdi, mutlu oldum. İyi cesaret, yol uzun, Taksim-Hisarüstü.

      Hiç yorum yok:

      Yorum Gönder