23 Tem 2010

One More Cone of Mini-Ice-Cream Before You Go

Gidiyorum ben.
Gece kafamı yastığa koyduğum kafada sabah uyanabilsem öyle kararlar alacağım ki. Her şey gece dank ediyor bana. Yaşadığım yaşamadığım her şey kristal berraklığında kendini bırakıveriyor sanki. Hele bu gece kargalar mıdır kırlangıçlar mıdır nedir, coştu o sürüler, sanki onların seslerinden korkan gerçeklik daha bir sıktı dişlerini kendini çırılçıplak gösterebilmek için bana.
Bir de şunu dinledim, yine ve defalarca, ortaokul servislerinden hatırlanacak bir şarkı kıvamında ve yıllanmışlığında olmasına rağmen, düşündürdü beni:


Ve sordum, sence hangisi? Seçme şansı olmaz cennet ve cehennemin, tüm seçimlerinin toplamının karekökünün integrali veyahut her ne halt yaşadıysan ve her ne düşündüysen, onlardır tercihi yapan, sen değil. Ama yine de sordum:
Cenneti bir türlü bulamamak mıdır en kötüsü, yoksa kapısını çalıp çalıp bir türlü açtıramamak mı?
Sen bu konularda düşünmeyi sevmezsin bilirim, o yüzden ben söyliyim, cennetin kapısını günlerce, aylarca ve hatta yıllarca dişinle tırnağınla ve her bir yerinle çalsan da açılmaması ölümden beterdir. Zaten ölmüşsün, ölemezsin de. Öylece kalırsın... Her gün ızdırap duyarsın, her kendine geldiğinde gücünü toplar ve kapıya abanırsın ve her gücün tükenişinde cehennemi bile özleyerek uyuyakalırsın. İşin kötü tarafı kapının bir türlü açılmaması değildir aslında, işin kötü tarafı senin artık cenneti bir kez görmüş olman, onun nerede olduğunu biliyor olman ve kim ne yönü gösterirse göstersin, o gösterdiklerinin cennet olmadığını bilecek olmandır ki, aydınlanmış bir ruhun laneti budur.
Aydınlanmak öyle bir şeydir ki, tek tek her bir damarını hisseder hale gelmek, kanın pompalandıkça hem coşkulanmak hem de her bir damarın o kanı geçiriş sorumluluğunu her saniye ve salise omuzlarında hissetmektir. Aydınlanmak o kadar coşku verici, o kadar euphoric, o kadar parlak ve o kadar ağırdır ki. Aydınlanmak cennettir ama cehennemi de her gün gören bünyelere aittir...
Benim ne haddime saflıktan bahsetmek, ben aldatılmış ve aldatmış biriyim, satmış ve satılmış ve inanmış ve inandırmış biriyim, ama yine de bahsedeyim diyorum; saf sevgi de buna benziyor olsa gerek. Hissettiğin güne lanet edersin, bundan sonra herşeyi onunla kıyaslayacak, insanların sevgi diye gösterdiklerine bir tarafınla gülecek ve hele ki o sevgi sana dönmediyse o kapının önünde ruhun yokolana kadar köpek gibi yatacaksın... Ölmekten bile kurtuluş bekleyemeyeceksin zira çoktan o tercih yapılmış, tüm seçim hakların elinden alınmıştır.
Ben biraz da bu yüzden intihar edenleri anlamam ve bir gün hatta bir an bile böyle bir şey düşünmem. Ölebilecek kadar çaresiz hissediyorsan neden ipleri eline almak isteyesin ki? Neden hayatındaki herşey senden bağımsız şekilde seni uçuruma sürüklemişken sen hala bir seçimin olduğunu düşünüp bu seçimi yapasın ki? Ben ona bile tenezzül etmem... Öylece oturup dururum durduğum yerde, gece oldumu da uyurum, aynen şu an ve hatta günlerdir yapmakta olduğum gibi.

Cennet ve cehennem gibi konularda atıp tutan bu cahil kız tatile çıksın o zaman artık...

Yüzünü kumlara sürsün, ayağını yosunlara sürsün, denizatları takip etsin tuzdan kızaran gözleri. Cildinin canına okuyan güneşe meydan okurcasına gerine gerine yatsın, yüzüstü yatarak okuduğu kitabın üstüne düşsün kafası ve saçlarından sayfalar ıslanırken o ıslanıp yokolan kelimeleri rüyasında sahiplensin. Ne bileyim Nil Karaibrahimgil, Sezen Aksu falan dinlesin, ayakları yere bassın, öğlen kalkıp terası yıkasın, internetsiz günleri olsun, dedesiz bir balkonu olsun, ilk sevgilisini öptüğü toprak yoldan bisikletini sürsün, bir gün gerçekten ona huzur veren birini bulduğunda böyle yeşillik bir yerde yaşamayı dilesin, hatta temiz havanın etkisiyle öyle bir dilesin ki gece gerçek olmayacağını hatırlamayı unutsun mutlu uyusun o derece!

Mümkünse dönmesin kız, mümkünse telefonundaki mesajlara da bakmasın, baktıkça kafası karışıyor isimler birşey ifade etmiyor, buluşma yerleri öptümler hadi gel ler birşey ifade etmiyor uzun süredir ona. Kendini onunla aynı yerde görenler var, olabilir diyenler var, oysa kızın cam duvarını kimse farketmiyor. Çok da yüz vermiyor kız, zira zavallılar o cam duvara dalıp biryerlerini kanatsınlar istemiyor, o yüzden bazen hayırsız diyorlar ona bazen sıkıcı bazense bir şey demeden unutuyorlar. Oysa kız sadece onları düşünüyor.
Geçmişte cam duvarından sıyrılabilenler oldu, içerde cennet bahçesi gibi yaşadıkları, cam duvarı görünce korktum meğer ne güzelmiş diyenler oldu, ama onlar eskidendi... Ve çok eskidendi. Kız artık cam duvarın içinin o kadar güzel olduğundan emin değil, girenler çıkarken biraz yaralandı o yaraları sarabildiler mi emin değil, kız hiçbir boktan emin değil artık eski çok bilmişliğinin aksine. Kız içeri kabul edecek birini tanıdı aslında, o da kapısında yatırdı cennet misali, pek de güzel oldu, kızın kapı kapı cennet nerede diye dolaşmasına gerek kalmadı aldı boyunun ölçüsünü. Kız şimdi diğer insanları düşünüyor, camlardan korumaya çalışıyor o kadar..

hahahah aslında kız onları falan değil, hiçbirşeyi... hatta kendini bile düşünmüyor. Kız sadece burada vakit dolduruyor ve birşeyler yazıyor. Sen de okuyorsun.

knock knock...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder