2 Ağu 2010

Bozcaada üzerine

Her gün bloguma ufak da olsa bir şeyler yazmak düşüncesindeyim artık. Çünkü farkında olsak da olmasak da her gün hepimiz yüzlerce şey keşfediyoruz, sonra bazılarını kalıcı bazılarını geçici hafızalara atarak kategorize ettikten sonra o iş bu iş koşturarak asıl merak ettiklerimize hobi adını veriyoruz... Oysa öldüğümde doktora hayatımdan bahsetmek istemem açıkçası. Türkçe'yi çok sevdiğimi, sakin müzikleri tercih ettiğimi, kitap okumayı sevdiğimi, psikolojinin nasıl bir derya olup da benim hayatımın nasıl onun çok az biryerini keşfedebilmeye yettiğini falan anlatmak isterim. He evet birileri için çok pis saydırırım da ama şimdi o terbiyesizliği yapmak istemiyorum... Orda da yapamam heralde. Neyse.

Herneyse... Bugünün keşfi Bozcaada'da Türk Mahallesi ve Rum Mahallesi diye iki farklı yer olduğu...

Aslında yazlıktan Bozcaada'ya günübirlik gitme niyetindeydim ama sonra gitmişken neden kalmayayım ki, neden kaldığım yerin fotoğraflarını çekip, başkasının havlularına çarşaflarına ve ışığı açan anahtarlarının yerine alışmayayım ki, tam alıştığımda o odayı terketmeyeyim ki diye sordum kendime. Pansiyonları araştırmaya başladım (evet otelde kalacak kadar zengin değilim, çok parası olan fakir bir kızım) ve adreslerdeki Türk - Rum farklılığı dikkatimi çekti. Pansiyonların hepsi birbirinden değişik, güzel, beyaz boyalı, lokal örtülü, derme çatma teraslı çok hoşuma gitti.

Sonuçta rezervasyon yaptırmadım, sapına kadar Türk olarak yine herşeyimi plansız şekilde son dakikaya bıraktım (hatta tulumla gitmek istiyorum ama plajda tek uyuyamam diye biraz tırsıyorum açıkçası) ama Rum Mahallesi'nde konaklamayı tercih edebilirdim. Ne de olsa doğduğumdan beri Türklerde uyuyorum, değişiklik olurdu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder