25 Kas 2010

Self - Therapy

10 yıla yakın süredir psikolojiyle, hatta spesifik olarak sosyal psikolojiyle ilgileniyorum. İlgileniyorum lafı abartı aslında, blogu kimse okumuyo diye öyle geniş geniş yazıyorum. Ciddi olarak eğilip, gidip kitaplar dersler almak vs dışında hayatta eğlenebildiğim nadir alanlardan psikoloji. 
6-7 tane ders aldım seçmelisinden, örgütsel psikolojiyle ilgilendim masterda, (edit: doktorada sosyal psikoloji ve tüketici psikolojisi), Yalom gibi adamların kitaplarını okuyorum ve bir de ek olarak bu sene In Treatment dizisine takmış durumdayım. Tüm bunları aslında havalı adlı bir hobi edinmek, meslek değiştirmek veya dandirib*ktan bi formda ilgi alanları satırını doldurmak için yapmıyorum.
Asıl amacım kendimi düzeltebilmek ve bu lanet olasıca dünyaya biraz daha adapte olabilmek için yapmam gerekenler varsa onları kavrayabilmek. Aslında bu konuda baya yol katettim sayılır. Travmatik derecede kötü ve işe yaramaz o psikologa bir kaç kere gitmemden sonra kendi kendimi tedavi etmeyi başardım ve Erasmus'un da katkısıyla son birkaç yıldır insanlara yardım edebilen, perspektif verebilen, hayat görüşü olan biri haline geldiğimi düşünüyorum. "interpretivist" denen çıkarımlarımı söylemekten çekinmiyorum.

Ama şöyle bir sorunum var ki iş kendime geldiğinde kesinlikle tedavi edilemezim, bunu farkettim. Kendim hakkında bu sene iki büyük tespit yaptım, okuduğum tüm kitaplara ve izlediğim film ve dizilere teşekkür ederim.

1. İlişkide Transfer
Çok havalı başlık oldu, yapacak bir şey yok. Şöyle ki: Haziran gibi çok yıkıcı bir deneyim yaşadım. Daha önce yaşamadığım şiddette bir duyguyla aşık oldum, huzur duydum onunla ve kaybettim. Ardından inkar, yas ve düzelme gibi süreçler yaşayacağıma, ultra olgun bir insan olduğum için ya şöyleyse ya böyleyse o şöyle düşünmüştür ben şöyle yaptım gibi düşüncelere daldım. Bir daha hayatımda o elektriği yakalayamayacağımdan duyduğum korku dayanılmaz boyutlara ulaştı. İlk defa obsesyona benzer bir hale girdim. Beynimin o konuya ayırdığı mesainin fazlalığına hükmedememeye başladım. Onunla ilgili ne bulursam saatlerce bakakaldım, bazen günlerce art arda evden çıkmadım o gelirse diye. Aylar boyunca her gece başka bir rüyada bir tek onu gördüm vs... Yine kitaplardan okuduğum bazı tedavileri denemeye çalıştım, farklı düşünceler yerine tek ve büyük bir anımıza odaklanmak, sistematik olarak her gün ona ayırdığım süreyi ölçüp kendimi bunu kısaltmaya zorlamak, yeni rutinler edinmek (spor, oyunculuk kursu vs) gibi... Ama başaramadım.

Başaramayınca daha radikal bir çözüme gittim. O oldum. Bana verilmeyen o şansı ve o durumu tekrar yarattım. Beni, benim o kişiyi sevdiğim kadar seven birine rastladım ve bana verilmeyen o şansı ben ona verdim... Transfer ettim yani. Şartları yeniden yarattım ve doğanın kanununa hükmedebileceğimi düşündüm. Bak, oluyormuş işte dedim kendi kendime. Onun bana davrandığı gibi ben de o yeni kişiye davrandıkça irkildim ve davranışlarımı düzelttim. Hatta sevdim, belki fazlası... Ancak hayallerimde almış olduğum o cevabı ve mutluluğu ben yarattım ve bir başkasına sundum. Bu çok sağlıksızdı biliyorum ama işe yaradı gibi görünüyor.

*kabuslarımdaki artışı saymazsak. 

2. Kendi İçinde Kaybolma - Ben Odakçılık
Kendim hakkındaki bu ikinci büyük tespiti kısaca Serenity filminin başındaki şu cümleyle özetleyebilirim (nette tam olarak bulamadım hatırladığımı yazıyorum):
- Her mind is prone to create its own world of reality...
Sanırım beni bu kadar iyi anlatan bir cümle daha çok az duymuşumdur. Kendime inanamıyorum, salaklık derecesinde gerçekleri çarpıtabiliyorum. Sanki her şey ve herkes benimle ilgili. Çok ufak bir örnekle, mesela telefonum çalmış ve duymamışım. Bilmediğim bir numara. Hemen aklıma en fantastik olasılıklar geliyor. Yüzyıllardır görmediğim bir arkadaşım, ultrafantastik bir iş ve para teklifi, yüzlerce hayranımdan biri vs. Biraz gerçekle temas kurunca numaranın sahibini arıyorum. Eğer bir arkadaşım çıkarsa hemen yine odağında sadece ben olan alternatifler üretiyorum. Eski bir arkadaşsa özür dilemek yalvarmak için aramıştır, sevgilimse kapıma habersiz gelmiş yağmurda kalmış süprizi rezil olduğu için utanarak beni arıyordur vs...

Bunların dışında en iyi ve etik yolu kendimin seçtiği, ayrıcalıklı bir statüm olduğu ve gerçekliğe yakınlığım pahasına bedel ödediğimi bildiğimi ama buna gerçekliğe temas etmenin cazibesi karşılığı dayanabildiğimi falan düşünüyorum...

Uzatmıcam, internet için bu kadar itiraf fazla. 
Ama iyi işte... Psikoloji falan, okusun herkes, ne menem bir tür olduğumuzu anlasın insanlık olarak.

3 yorum:

  1. ya okunuo merak etme insandan sayıosan :)
    fakat böyle uzun yazınca siyah fon beyaz yazıdan dolayı 10 dk çizgili görünüo heryer :))

    YanıtlaSil
  2. :) siyah fon olayını bidaha düşünmem lazım evet ben de okuyamıyorum

    YanıtlaSil
  3. 2 bira yapmış gibiyim resmen :)

    YanıtlaSil