1 Tem 2011

UK Diaries DAY #5

Primark – Camden Town


Bir şehirde 3 günden fazla kalmıcaksın arkadaş. Ya 3 gün kal ya da 1 ay kal. Arası oldu mu iflas edersin böyle benim gibi. Bir telaş içinde koca dünya metropolünü adımlarla arşınlamacalar, 5 saat yürüyüp günün ilk molası için bir parka çömdüğünde haritanın 15te 1ini bile bitiremediğini farketmeler, gece şişmiş ayaklarının seni korkuya salması, falan ...........

Alışveriş yaptım bugün biraz, kendime saçmasapan bir kaç şey aldım. Yarın da Eceminkileri tamamlıcam, Klasik kitap baktım çok güzel bişey bulamadım, Dickens vardı:/ Belki hediyelikleri de yarın tamamlarım. Geldikten sonra düşündüm de keşke kendime daha az şey alsaydım çünkü sevdiklerime birşeyler verirken daha fazla mutlu oluyorum – artık (yaşlanıyorum o ye).

Bugünün asıl önemli kısmı Camden Town'dı. O kadar sevdim ki hemen Facebook'ta özel albümünü oluşturucam, adı da "the funkiest place i've ever seen..." Cidden çok ilginç bir yerdi, semt pazarı gibi bir pazarda çiçekli falan çok şeker elbiseler ve Abbey Road tişörtleriyle başlayan, sonra at heykelleriyle süslü bir vintage pasajına geçiş yapan, bu geçişi Lock ve Pier ve bilimum kanalüstü cici teraslar ve cafelerle süsleyen, yanyana Çin, Meksika, İtalyan, Türk yemek standlarının olduğu ve yarın 4 euroya doldurabildiğin kadar Çin mutfağı çeşidi yazan tezgaha uğramayı planladığım garip yer...

100 tane falan fotoğraf çektim. Nehre bakan tüm ücretsiz taburelerin motosiklet arkası şeklinde olduğunu söylemiş miydim? :)

Yolda düşündüm dönerken, (insan bilmediği bir ülkede yalnız gezerken düşünecek gerçekten çok fazla vakti oluyor), Camden Town kadar sevdiğim başka noktalar da olmuştu başka ülkelerde, acaba ortak noktaları neydi diye...

Sanırım şunlar: bolluk (abundance), ulaşılabilirlik, çeşit-karmaşa, sanat-yaratıcılık ve espri. Ben de adamsam makale çıkarırım bundan, ama gel gör ki bu işler için gerçekten fazla tembelim... It's tea time, Maam!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder