9 Ara 2011

UK Diaries vol.2 day#3

ohh nihayet kicim bi rahat yer gordu. Saat su an 00.34 (GBT), ayiptir soylemesi ben bu holiday inn yataklari gibi rahat yatak gormedim. Kogus ya da ahir sitayla yasantidan sonra ilac gibi geldi bigun de olsa. 

İngiltere kisin cok kisa gunler yasiyo, o yuzden sabah 5.50 trenine karanlikta bindim ve saat 9u gecene kadar hava hep karanlikti. Freddy le yarisacak derecede kabusum olan tren değisimini de halledip otele yerlestim. 

Kicim yer gormeden 3 gundur yikanamamanin verdigi ahenkle danseden saclarimi tarayip sunuma gittim koşa koşa. İnanilmaz guzel bi ortamdi, bu adamlar analarindan friendly ve yardimci mi doguyolar yoksa sonradan mi boyle oluyolar bilmiyorum ama 20 yasindaki de 80 yasindaki de dahil acayip seker, konuskan, zeki ve anlayisli insanlar vardi yine bu konferansta da. Ustelik kucucuk bi topluluk oldugumuz icin baya kaynastik, e certamente italyan kanka yaptim tabi hemen, Laura. Bi de ustune bana session chair olur musun demesinler mi? Desinler. Olurum tabi, don't worry diyip ilk gunden ismimi ezberlemelerini saglamayim mi? sagliyim.p 

Öğleden sonra 2 saat firar edip odada uyudum yoksa basdonmesi ve yorgunluktan sonsuz bi girdabin icinde buluyodum kendimi. Ayrica kicimin dondugunu ve ruzgarin siddetinden direklere tutunarak yurudugumu soylemis miydim? 

Aksam superdi. Lincoln Katedrali en meshur yerlerden biri, da Vinci Code'un da cekildigi baya heybetli biyer. Aksam bibucuk saat rehber esliginde orayi karis karis gezdik, sonra da old palace'ta yedigim seylerin adini bile bilmedigim super bi yemek yedik. Bu yemekte kafamizda taclarla cekildigimiz resmi yuklerim eve gidince. (kime diyosam...) 

Aksam otele yuruyerek donduk, hatta sehir boydan boya 20 dakka suruyo yuruyerek oyle diyim sen anla. İki tane caddeden falan olusuyo.p  tabi otele 250 kagit almayi biliyolar, o ayri. 

Yemekten once garsonla konustum, bana domuz sosisleri cikarilmis anayemekten getirdi. Acaba hakkimda ne dusunmustur? İlginc olurdu bilmek. 

Son 2 saattir de banyoda olduğumu söylememe bilmem gerek var mi. Ne nimetmiş yaa. Aç 40 derece suyu, artik kuvete mi oturmadim, bacagimi mi dikmedim, her turlu sicak temiz su gordu su gocebe eller ayaklar. Oh. 

Tek kafami kurcalayan sey tabiki Avrupa'yla akademik dunyalarimizin bambaska olmasi, benim ve okulumun calismalarinin yetersizligi, yayin piyasasindan asiri derecede uzak olusumuz, adamlarin azmi caliskanligi bu islerden anlamasi networku, istanbullarda harcaniyorum hissiyati... Ama o kadar da olcak artik. Bunlar olmasa istanbulda durup durup nasi depresyona girerdim ben di mi ama? Sonra mutlu huzurlu falan olurum Allah korusun, hic cekilmem. 

* tuvalette sunu anladim ki bana deli gibi basimi kaldiramicagim yogunlukta bi is lazim. Butun gun uykusuzluk, yorgunluk ve acliktan gebermeme ragmen kendimi hic bu kadar iyi hissetmemistim. Daha 2 gun once kendinden nefret eden, yaşama uyum sağlayamayan o kız (ben) gitmisti sanki. Bi an icin tuvalette geldi, tam yine dusuncelere dalmak uzereydim ki, kalk Ezgi dedim, there is a life to live, there is a world to save.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder