16 Oca 2012

A2 Alma Zamanım Gelmiş

Günün başı ve sonu arasında dağlar kadar fark olsa da, bir yerden başlamak lazım.
Sabahımı yazmak istiyorum çünkü biliyorum ki buraya yazmazsam tüm o duygular uçup gidecek ve yine kendi derdime düşeceğim. 
Dayanışma - Sosyal - Yardım - Güvenlik - Vakıf gibi kelimelerin geçtiği yerlerde işlerim vardı. Ve biz 5-10 yılda bir uğrasak da oralarda koşturan insanlar var. Bir devlet utanır vatandaşına "Kuyrukta Bekleyen: 469 kişi" yazılı bir fiş vermeye, ancak krallık veya diktatörlükler utanmaz buna kanımca.... O insanlara geri dönersem, çoğunun kıyafetleri emanet, gözleri görmüyor, vücutları sürekli hamur yemekten hımbıl ve sağlıksız, yüzleri endişeli vs vs... Onları, nineleri, çocukları, dertlerini ve yardıma muhtaçlıklarını gördükçe insan bu hayatta yolumuzun kesiştiği bir kaç insan için, en çok da o bir kişi (yani kendimiz  için) ağlayıp harap olmanın saçmalığı ve kifayetsizliğini tadıyor. Dünya gerçekten milyarlardan ibaret ve herkes kendi kırık kalbinden başka bir şey görmezse hiçbir yere varamayız.Onların depresyon hakları, yurtdışı tatili hakları, entellektüelleşme hakları, kendini gerçekleştirme hakları doğuştan ellerinden alınmış. Gözü bacağı yok kimisinin.
Yine de bu duygular geldikleri gibi hızlıca gidecekler benden biliyorum... Bir süredir takındığım korkunç, umursamaz, isyankar, acılı, sıkıntılı, endişeli, yalnız halime dönmem an meselesi. Öyle bir hal ki, Sarkozy'i sakız çiğneyerek uğurlayan Melih Gökçek gibiyim, bi tripler atıp duruyorum ama kimsenin umrunda değil, sadece yakınlarımı güldürüyorum..

THE GIRL WITH THE DRAGON TATTOO



 Koşa koşa izleme motivasyonlarım:
- Sürekli birşeyler izlemezsem kendi beynimin içinde kaybolucam ve bu aralar bu hiç de hoş olmuyor (intihar, istifa, inziva gibi sonuçlar sadece birkaçı)
- Fincher'a aşık olabilirim
- Filmin de Fincher'ın da herşeyi heryeri kapkaranlık, perfect
- Kadın başkarakterlere, özellikle güçlü sorunlu ve yalnızlarsa hastayım! Yapacak bir şey yok
- dragon da severim çokk, tattoo da

Beklediğimden çok çok daha müthişti film. Bu kız nerelerdeymiş bugüne kadar. Hem vücudundan hem ruhundan acı, güç, zeka, direnç fışkırıyor. Travmalarının sadece buzdağının üstündeki kısmı verilmiş filmde, altını tahmin etmek zor değil. Allahım sende biraz merhamet olsa savant doğururdun beni, hiç diilse bi işe yarardım :/// 

Kitaplarını okumasam da olur, konu biraz kolpa, çok az insan o kadar travmayla (ensest, cinayet vs) o kadar silik hayatlar yaşayabilir. Zaten birtane bile doğru düzgün kritik okumadım senaryo ve romanlar hakkında. Filmin 155 dakika olduğunu ilk gördüğümde de gözlerim baya bi faltaşı gibi açılmıştı ama 255 dakika da olsa izlerdim bir saniyesini kaçırmadan.

Sadece sürekli Mac kullanmaları biraz komik olmuş, benim bildiğim bu işlerle uğraşanlar Ubuntu'yla falan çalışır. Lis'e dönecek olursam, dışarda siyah paçoz giyim içerde sadece iççamaşırlarıyla rahat etme özelliklerine bitmemse ayrı bir olay. Happy meal'ın en sevdiğimiz menü olması, işimizin research olması, kayıtlı pek bi haltımızın olmaması ve intikamın soğuk değil sımsıcak olanını sevmemizin de ortak olması yetmiyormuş gibi finalden anladığımız kadarıyla kaderimiz adamları başkalarının kollarında uğurlamak olur hep elimizde  verilmeye geç kalmış hediyelerle... Bir ses de demez ki kızım dön motoruna, bilgisayarına, işine gücüne researchüne, ne sevmek ne sevişmek ne değer görmek veya görmemek ne birşeyler hissetmek ne pişman olmak ne olmamak hiçbiri sana göre değil demez işte o ses:// 

* favori replik: fuck you you fucking fuck (Lis' t-shirt)
* Adam gibi bir review içinse burası.
* Ölürüm böyle introya:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder