10 Haz 2012

AQ84

3 Haziran Pazar günü kendimle aptalca bir gün geçirdim. yine. Böyle bir günde aptal kitabımın kahramanının izinden gittim ben. 1Q84'teki Aomame'yle gezindik, dolaştık Pazar günü. Yaklaşık 9 km yürümüşüz beraber. 

Öğlen çimlere uzanıp o sayfaları okurken muhteşem bir şey oldu. Aynı zamanda bir seri katil ve yalnız ve aşık bir kadın gece balkondan bakarken çocuk parkındaki kaydırağın tepesinde yıllardır bir kere görmediği bile o büyük adamı görür. İnanamaz. O da ayı seyrediyordur, her şeyden şüphe ettiği için. Dünyadan ve herkesten. Ve Koenji'deki ıssız bir parkın kaydırağının tepesi iyi bir yerdir seyir için. O an kadının karnındaki kelebeklerin haddi hesabı yoktur, yine de kaderle bir anlaşması vardır, o yüzden koşamaz gidemez kımıldayamaz oraya ama hisseder ve şunları söyler:


But so what? 
I am inside him now, 
enveloped by his warmth, 
guided by his heartbeat, 
guided by his logic and his rules,
and perhaps by the very language he is writing.
How marvelous to be inside him like this!
...
This is the kingdom, 
I am ready to die, anytime at all.

Kitabımı kapatıp ıssız karanlık bir kaydırak aradım ama herkes dışardaydı, güneş gökyüzündeydi. Ve akşama yaklaştığımız için ay da. İki ayı yanyana görebileceğim bir nokta bulmuştum en azından şu kaotik İstanbul'da. Sadece oltaların gölge edebileceği bir sahil köşesi bulmuştum ve bırakmak istemediğimden saatlerce yürüdüm. 10 km boyunca yürüseniz de denizin üstündeki manzaranın sizinle beraber gelmesi yerkürenin bize bir oyunuydu. Belki de 26 33 lüklerin.

Aya bakarken benim böyle bir mucizeye ihtiyacım olmadığını düşündüm artık. Benim sevdiğim adam o an ayı seyretmiyordu biliyordum çünkü nerede olduğunu biliyordum. O an nerde olduğunu, hangi arkadaşının yüzüne baktığını, elinde ne olduğunu ne içtiğini yediğini biliyordum. Kurduğu cümleleri, gülümsediğini, kaybettiği kazandığı takımların adlarını biliyordum. Bana bu şansı vermişti artık...

O adamı çocuk parklarında karanlıkta beklemek zorunda değildim artık. Gökyüzünde iki ayın olduğu, onun cümleleri, tanımlamaları, sevdikleri ve sıcaklığıyla oluşturduğu, sadece ikimizin algıladığı o diğer dünyadaydım. Kalabalığın içinden geçerken, yanındaki yolda bir taksi bir motosikleti biçerken, ya da yeni evli hevesli bir çiftten kadın olan, adamın kokoreçini iğreti elinde tutup yemesi için ona uzatırken ben bambaşka bir yerde olduğumu biliyordum. İçim huzur doluydu.


This is the kingdom...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder