7 Eki 2012

DondeLilllaaaa

Nabokov hastalığımdan sonra sanırım sıra bir İtalo-Amerikalıya geldi: Don de Lillo

Hayatımdaki tüm güzel şeyler gibi buna da "neden bu kadar geç?" diyerek isyanlarla başladım, sanki bütün güzel şeyleri hep 10 seneyi bulan rötarlarla buluyorum, yaşıyorum, (hakediyorum?) ve sonra hep şükretmek ve ellerimden gidişini izlemek zorunda kalıyorum. Neyseki kitapların ellerimden kayması insanlardan biraz daha zor... O yüzden onları bu kadar çok seviyorum. 
  • The Body Artist: Underworld'ün afilli duruşundan ürkerek sırf ince diye aldığım bu roman bana deLilloyu sevdirdi. Konusu o kadar karışık ki hala hiçbir şey anlamadığım için, yani beni challenge ettiği için ama yine de okurken anlamasam da çok keyif verdiği için sevdim. Hatta bazı çözülme sayfalarında "oha galiba bi kırıntı bişey anladım" diye akıl yürütüp sevindim bile. (Ki bu sıralar sevinebildiğim şeyler çok kısıtlı, sevgili kokusu, yüzme havuzu ve birkaç kitap dışında...) Body Artist'te benim anladığım kadarıyla bir film yapımcısı var, adam ölür... Ana karakter olan üçüncü karısı bir gün evde aynı kocası gibi konuşan deli kılıklı bir adam bulur ve onu yetkililere teslim etmek yerine evinde ağırlar. Adam hiçbir anlam ifade etmeyen, sadece duyduğu diyalogları tekrar eden bir çeşit akıl hastası (savant veya afazik olabilir, attım). Kadın adamın bu konuşmayı nerden öğrendiğini merak ederken adamın kocasıyla olan ses kayıtlarını dinlediğini ve oradan hafızaya attığını (beyin bedava) farkeder. Adam daha sonra kadın gibi de konuşur falan filan... Evet her şey bu kadar muğlak çünkü gerçekten kitap, edebi dilinin güzelliği dışında hiçbir şeyi kesin anlatmıyor, gidip geliyor saçmalıyor saklanıyor kısacası. 
*** spoiler ****
Zaten son bölümde de kadının (artık karnından mı konuşuyor neresindense) birden fazla insanı canlandırdığı bir sahne şovu yaptığını öğreniyoruz ama o deli adam gerçekten var mıydı, kocası niye intihar etti bilmemne hiçbirşey anlamadan kitap bitiyor...


  • Cosmopolis'te filmden anladığım adarıyla yine muhteşem diyaloglar ve kendi sonunu hazırlayan, ekonomi teknoloji kavramları arasında kimliğini kaybetmiş yakışıklı bi abimizin yolculuğu var, kitabı okumayı çok isterdim ama artık izlediğim için bu son tercihim olur...
  • Don'un alameti farikası Underworld olsa da kendisi soğuk savaşı anlattığı için ben tercihimi sanırım Americana'dan yana kullanıcam. İlk romanlar her zaman bambaşkadır, umarım bu da öyle çıkar. 
  • Don amcam aynı zamanda da Ogilvy & Mather gibi iyi bir reklam ajansında çalışmış yıllarca, tabi romanını yazıp da tutulunca elini eteğini çekmiş, kaleminin adamı kitaplarının babası olmuş. Ki bu da sempatimi kazandı çünkü akademisyen ya da yazar olamadığım takdirde tek yapabileceğim iş bu olurdu.
Haydi yarın Americana arayıp bulup alalım, babası kanser ameliyatı olan ve hayatı yamulan biz gençler için birebirmiş diyorlar, okuruz Gatalarda...

NOT= Ödül aldığı törende bizzat bulunduğu halde sahneye çıkıp "bugün aranızda bulunamadığım için özür dilerim" deyip ödülünü alacak kadar da witty kendisi! Sevdim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder