27 Oca 2013

Chuck'ın Dünyası

Fight Club'ın şizofrenik ruhuna hasta olmakla beraber, Chuck Palahniuk'un dünyama girmesini sağlayan asıl şeyler orda burdaki bazı alıntılarıydı:
The things you own end up owning you...
gibi... Ve bundan sonra okuduğum 6 kitabı ve fan bloguyla Chuck'ın kafası güzel dünyası da kafamda yavaş yavaş netleşti. Bu dünyada kısaca şöyle şeyler var:

 SEX

Benim ancak yıllar sonra idrak edebildiğim özelliği, yani gay olması ve erkek arkadaşıyla beraber yaşaması kitaplarında hep seksin merkezde olmasına neden olmuş (ya da tam tersi). Ama öyle erotik anlamda değil, baya hardcore seks ve o eylem ve endüstriyle ilgili her şey, her bir küçük, saçmasapan, zaman zaman iğrenç olabilen detay Chuck'ın vazgeçilmez öğeleri. Örneğin:
pussy strip, latex condoms 
kitaplarının vazgeçilmezleri... Hatta Snuff'ı okuyup bitirememe nedenlerim... Lullaby'da ölü seksi, Invisible Monsters'da ailesinden kutu kutu prezervatif hediye alan model kızımız ve Choke'da tabii ki ana kahramanın seks bağımlısı olup sürekli destek toplantılarına gitse bile o toplantılardakilerle bile çeşitli şekillerde sevişmesi bu saplantının bazı izdüşümleri sadece.

DİN

Herşeyi uçlarda yaşaması gibi dinle bağlantısı da sapkınca Chuck'ın. Zaten bunu gay hayat arkadaşıyla eski bir kilise müştemilatında yaşamasından da anlayabiliriz. Bir nevi kendi özrü ve pişmanlığı gibi de algılayabileceğimiz 
Sorry Mom, Sorry God
gibi sık tekrarlanan detaylar, Damned Doomed diye kitaplar yazması Chuck'ın günahkar bi yaşam tarzını kabullenme ve madem yanıcaz bari bu dünyada sanat yapalım ve para ettirelim mantığının sonuçları. Şimdilik en iyi romanı olan Survivor'daki baş kahraman sapkın bir Katolik aşiretten gerçek hayata gönderilmiş bir gençti örneğin. Murakami gibi Chuck'ta da cult öğesi oldukça önemli...


ANNE-KADIN

Aile kavramına takık biri Chuck. Her romanda biri hiç beklemediğimiz birinin kardeşi, annesi veya çocuğu çıkabilir. Ama ortak noktaları klasik aile kavramından çok uzak olmaları, birbirlerinden de çok uzak olmaları ve hiçbir ailesel bağ beklentisinin hiçbirzaman karşılanamaması... Belki de hayatlarımızın gidişatından onların sorumlu olduklarını düşündüğümüzde gelen rahatlık hissi.
Özellikle anne figürü Chuck için çok önemli. Bu figür Choke'da roman boyunca hastanede yattı, Invisible Monsters'da roman boyunca özür dilendi. Genel olarak kadın figürü Palahniuk romanlarında hem önemli, hem de iğrenç. Tipik Palahniuk kadınları her detayıyla makyaj yapar, marka giyinir, kıskançtır, hırslıdır, entrikacıdır, kaçaktır (ve çoğunlukla ya emlakçı ya da benzeri mesleklerdedir). Hatta kadınları ucube olarak görmekten hoşlanan Chuck; Invisible Monsters'taki ana kadın karakteri suratı dağılmış yamulmuş kanayan şekilde, ikinci ana karakteri 40 beden model olan ve en iyi arkadaşını vurdurtan bir pislik olarak, Choke'da ağzında boruyla beslenen yatalak anne karakteri olarak, Lullaby'da ise aynası ve evrak çantasıyla gezen entrikacı karakter olarak betimlemiştir.

HASTALIKLAR 

Her Chuck karakteri hastalıklıdır. Hasta olmayanlar varsa onların da yolu hastaneye düşer bir şekilde. Her Chuck romanında paragrafların yarısı tıbbi açıklamalara ayrılmıştır. Bunu Chuck'ın özel ilgi alanı sayabiliriz. Hastalıkların Latince isimlerini, ilaçların içeriklerini, hastalıkların semptomlarını uzun uzun anlatmaktan özel zevk alır ve öyle güzel yerlerde bunları romana dahil eder ki biz de zevk alırız. Bir yandan da oramızı buramızı kontrol ederiz acaba bizde de var mı diye... Her romanında birileri birilerini öldürmeye çalıştığından her türlü zehirleme karışımı itinayla tarif edilir, hangi kemiklerin kırık olduğu, hastane odasındaki boruların yaradığı işler detaylıca anlatılır... Bunu doktor olmak isteyip olamamasına bağlıyorum (pek çoğumuz gibi)... Zaten Invisible Monsters'ın ana karakteri de daha BIO101'de fail etmiş ve sonra model olup suratı dağıldığında o işten de çıkan bir loser olarak şu cümleyi kurar:
You'd think I'd be smarter now after, what? 1600 college credits. I should be smarter. I could be a doctor by now. Sorry, Mom. Sorry, God. 
Sonuç olarak ondan büyük beklentileri olan ebeveynlere bir saygı duruşu olarak, her Türk ailesi gibi Chuck'ın ailesi de muhtemelen straight ve (doktor) bir erkek çocuk beklerken Chuck'la karşılaştı.... Ve bu tür eziklikler, hiçbi zaman karşılayamayacağımızı bildiğimiz beklentiler ve içte kalmalar insanı yazar yapacağı gibi bazı yaraların da hep açık kalmasına neden olur. 

TÜKETİM

Bir pazarlamacı olarak Chuck'ın her türlü pazarlama taktiğine uyandığını ve tabi eleştirdiğini söyleyebiliriz. Fight Club'daki marka referansları, her romanında her detayıyla verdiği kıyafet ve mobilyalar, Survivor'da bir pazarlama ve PR hikayesi olarak piyasaya sürülen kahramanımız Chuck'ın hepimiz gibi tüketimle bir sevgi-nefret ilişkisi içinde olduğunu gösteriyor bize. Trainspotting kafasında hayatımızı daha iyi, daha trendy kanepeler ve TV altlıkları için harcadığımız ana fikri, üzerimize giydiğimiz şeylerin hatta sürdüğümüz parfümün markasının insanların bizi değerlendirmelerindeki ilk kriter olması ve para kazanmak için standart klişe hayatlar sürmeye mecbur bırakılırken bu hayatın da bizi yine kazandığımız parayı standart klişe ihtiyaçlara aktarmaya zorlaması ve sonuçta yine bize mutluluk getirmemesi hikayelerinin iskeletinde Chuck'ın.



NARRATOR VE KARMAŞA

Edebi olarak yapabileceğim tek değerlendirme bu paragraftan ibaret olacaktır. Çünkü tüm postmodernliğiyle Chuck bir angst anlatıcısı ve hiçbir kurala uyması beklenmiyor, sadece ortak milenyum dertlerimizi sıkıcı olmayan kopuk bir dille anlatan kafası güzel biri o. Bazılarına göre underground, yeraltı edebiyat bana göreyse "kafası güzel" janrasından. Amerika'da çoğu workshopa katılan aktif bir yazar. Ama edebi alamet-i farikası sadece kitaplarında hep bir narrator kullanması yani hep başkahramanın dilinden yazması, belli öbek ve cümlelerin roman boyunca tekrarlanması, chapter chapter ilerlemesi (bu nedenle de çok sıkmaması) ve her bir chapterda farklı yerler, farklı zamanlara atlayarak iki üç farklı koldan hikayeyi toparlaması. Belki de toparlamaması...

ŞİMDİLİK ÇOK YORULDUĞUM İÇİN BU KADARINI DEĞERLENDİREBİLİYORUM. AMA CHUCK'IN 3 KİTABI DAHA BAŞUCUMDA VE ONLARDAN SONRA DAHA TOPARLAYICI BİR DEĞERLENDİRME YAPABİLİRİM... BU ARADA FIGHT CLUB DIŞINDA CHUCK METİNLERİNİ TEMEL ALAN HİÇBİR FİLM VE KISA VİDEOYU İZLEMEMENİZİ ÖNERİR (KALİTESİZLİK YERLERDE) , WIKIPEDIADAN ALDIĞIM BU MUHTEŞEM VE TRAJİK GERÇEK CHUCK PALAHNİUK HAYAT HİKAYESİ ALINTISIYLA SİZİ BAŞBAŞA BIRAKIRIM. BABANIZIN KATİLİNİ SİZE VERSELER NE YAPARDINIZ??????


"In 1999 Chuck's father, Fred Palahniuk, began dating an Idaho woman named Donna Fontaine. Fontaine had recently put her ex-husband Dale Shackleford in prison for sexual abuse. Shackleford had vowed to kill Fontaine as soon as he was released. After his release, Shackleford followed Fred Palahniuk and Fontaine home from a date to her apartment in Kendrick, Idaho. After shooting Fred Palahniuk in the abdomen and Fontaine in the back of the neck, Shackleford left them to die, though he allegedly returned to the scene multiple times to attempt to start a fire large enough to destroy the evidence.

After Shackleford's arrest Chuck Palahniuk was asked to be part of the decision as to whether Shackleford would receive the death sentence.Palahniuk had worked in a hospital and as a crime reporter and struggled with his stance on capital punishment. Over the next few months he began working on Lullaby. According to him it was a way to cope with the decision he had to make regarding Shackleford's death. In the spring of 2001 Shackleford was found guilty for two counts of murder in the first degree. A month after Palahniuk finished Lullaby Shackleford was sentenced to death."

LAV YU

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder