23 Tem 2013

Black and Shiny

Dünya coğrafyasının bu kesimindeki insanlar, hatta benzer veya farkı başka bir çok coğrafyadaki insanlar, uzun zamandır teknolojik, sosyolojik ve ideolojik tartışmaların hayatlarını nasıl şekillendirebildiğini ve dünyada ne olarak konumlandıklarını şimdiki kadar düşünmemişlerdi. Occupy denen bir paradigma içinde ve onun kuralsız kurallarıyla bir çok ülke ve şehirde insanlar bambaşka kimlikler kazandı bir gün içinde. Önce şaşırdık, sonra bunalıma girdik, sonra cesaret alıp güçlendik, zaman zaman yine karalar bağladık.

Kimler, neden diye düşünmekten çok nasıl diye düşünmek hep daha enteresan geldi bana. Bu döneme tekabül eden Black Mirror (2 sezon 6 bölüm) ve Newsroom (2 sezon, devam ediyor) kafalardaki birçok soru işaretini görselliğe dönüştürdü, alternatif gelecek ve şimdiki zamanlar çizdi bize. Televizyon öldü denen bir çağın başlangıcında televizyonda yayınlandılar belki ama bundan çok daha fazlasıydılar.

Örneğin News Room son bölümde kanal yöneticisinin alt bantta akan tweetleri rating için şart koşması,
Black Mirror 1x2'de porno reklamlarını atlamak isteyen bir insanın bunun için online cüzdanından para ödemek zorunda kalması gibi küçük detaylar koskoca evrenimizi tamamladı.

Bir arkadaşımdan uzun süre yazılım veya bankacılık bilgi sistemleriyle uğraşan insanların, çok klavye mouse kullanmalarından dolayı parmak izlerinin kaybolduğunu duymuştum. Ne kadar da Darwinist?! Evet belki parmak izleri gibi kimliğimizin kaybolan birçok tarafı var teknoloji tarafından, fiziksel ve ruhsal, belki dini zorunluluklarımız hümanist bakış açımızla çelişiyor ya da özgürlükçülüğümüzle, belki cep telefonu ekranlarımız ailemizi küstürüyor ama yine bu teknolojiyle mümkün kılınan çok antika ama bir o kadar insancıl yeni kimliklerimiz de var.

Bundan 45 gün öncesine kadar mümkün olduğu kadar az sanal varlık gösteriyor, ayak izlerimi siliyor ve ağını genişletenlerle beyin uyuşması yaşadıkları için dalga geçiyordum. Ama bir kaç bağımlılığına temsil olan küçük bir kitle yüzünden bu platformu harcayamayacağımı, harcamamam ama kullanmam gerektiğini anladım. Yazılırken pesimist bir çerçevesi olan bu cümle: "medium is the message" doğruysa eğer, mesaj net: 
Daha kolay, daha hızlı, daha şeffaf, daha dürüst, daha komik, daha uzman, zeki bireyselliklerin parlayan kollektifliği.

Mesela bir film, bir yazı, iki kitap önerisi:
THE FIFTH ESTATE

Aslında yine son derece kendi içimde alıp veren, kendi kendime konuştuğum bir yazı olacaktı, yine fırladı içimdeki eski siyaset bilimci yeni tüketim psikoloğu, hayır olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder