25 Mar 2014

La Nostra Dolce Vita 2013: SIRMIONE - VERONA

14.12 SABATO

Sevgililerin İtalya'da gitmesi gereken şehirlerin başında Roma değil Verona geliyor. Biz de tam Noel öncesi bu şipşirin şehri tekrar gezme şansı bulduk.

Verona Milano'nun 3 saat kadar doğusunda bulunuyor. Güzergaha baktığımızda daha önce gezmeyi planladığımız göllerden Garda'nın da yol üstünde olduğunu görünce orayı da rotaya katmaya karar verdik. Garda da büyüklüğüyle adı sanı hiç duyulmamış ama turizme müthiş katkısı olan bir yer. Göl kenarında bir sürü belde var ve hepsi otelleri, restoranları minik kaleleri vs ile meşhur. Desenzano ile arada kalmamıza rağmen biz kitaptan Sirmione'yi seçtik. Bu seçimde denizin içine uzanmış ve onunla bütünleşmiş estetik kalesi de etkili oldu.




Garda'daki kasabalara gitmek için Garda ana tren istasyonundan ekstra bir otobüse binmek gerekiyor. Bu otobüs belediye otobüslerine göre biraz daha pahalı ancak 3-4 durak yaparak Verona'ya kadar gidiyor, yani tekrar trene binmenize gerek yok.

Sirmione'nin, hatta Garda'nın restoranları çok meşhur, çok sevimli ve tabiki de pahalı. Tabi bizim lüks kafelerimiz kadar bile değil bu fiyatlar ama geleneksel İtalyan mekanlarına göre pahalı. Yine de eğer hala deniz mahsülüne doymadıysanız denenebilir. Vakit azsa özenli süslü magnetlerden bir tane alıp, kaleye girerek müthiş fotoğraflar çekmek burada yapılabilecek en iyi şey.


Kale gezisinden sonra hemen köşedeki ana duraktan Verona otobüsüne binip 45 dakika gibi bir sürede Verona'ya vardık. Verona aslında bir tarihi merkez, bir de modern ve kalabalık dış çeperden oluşuyor ama tabikki en gösterişli, en meşhur, en civcivli tarafı merkezi. Porta adı verilen tarihi büyük kapılarından bu merkezi tanıyabilir ve hemen içeri dalabilirsiniz. İçeri girer girmez tam bir meydan sizi karşılıyor. Bence İtalya'daki en güzel meydanlardan biri Verona'nın bu pazar meydanı. 

Bizim şansımıza Aralık ayında olduğumuzdan Almanlarla ortak olarak Noel pazarı kurulmuştu ve heryer kırmızı beyaz süslü tezgahlarla kaplıydı. Herkes coşkulu coşkulu geziniyor, yiyip içiyordu. Noel yokken bu kısımda daha mütevazi tezgahlar oluyor. Ama tabiki meydanın incisi Arena di Verona. Colosseum'u görmüş insanlar için bile hala çok etkileyici bu yapı hem meydanı süslüyor, hem de sürekli konserler ve tiyatrolara ev sahipliği yapıyor. Yenilenmiş olsa dahi içeride bir tur atmaya değer.



Arena'dan sonra kovalanması gereken ikinci attraksiyon tabiki de Jülyet'in evi. Oyundaki gibi soylu bir aileye ait olan bir evin Jülyet eşyaları ve hikayeleriyle bezenip müze haline getirilmiş hali. Burayı ziyaret etmenin, içeri girmeseniz bile, iki temel sebebi var: 1. girişteki duvarlara kalp içinde sevgilinizle adınızı yazıp aşkınızı ölümsüzleştirmek 2. Aşkta büyük kısmet için bahçedeki heykelin sağ memesini güzelce avuçlayıp belki resim çektirmek.
Bu amaçlar dışında Jülyet'e mektuplar makinasının başına geçip bu büyük aşk için dijital birkaç satır bir şey yazabilir, eve girip farazi Jülyet yatağı ve eşyalarını inceleyebilir ya da binlerce kilidin asılı olduğu demirlere bir kilit de siz ekleyebilirsiniz. Hediyelikleri ise muhteşem.



Eğer ölümsüz sevginiz için tüm bunları yaptıysanız, kalan zamanı meşhur kuleli pazar meydanında alışveriş yaparak veya ünlü gözlem kulesine tırmanarak geçirebilir, ya da küçücük ama dünyaca ünlü alışveriş caddesinde gezinebilirsiniz. 

Daha Verona'ya gidip de beğenmeden dönenle karşılaşmadım, herşeyin kısa mesafeler içinde olması, kompaktlığı ve şirinliğiyle tam bir günübirlik gezi mekanı. Hatta vakit artıyorsa otobüslerle gölleri ziyaret etmek için de birebir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder