18 Oca 2015

La Nostra Dolce Vita 2014: EMILIA ROMAGNA

4 aydır blog yazmamışım. Nasıl yazayım ki? Kendi şiir okudu diye hapse girmesinin öcünü her tivit atan ergeni karakola çektirerek alan bir bünyenin boyunduruğundayız. En güzeli ölümden kurtardığımız bazı sayılı günleri paylaşmak.

2014 bayram tatilini Bologna'ya uygun fiyatlı bir bilet alarak geçirebildik. Her zamanki aptalca spontane tatil planlayışımla bu geziye Bologna, Ferrara, Rimini, San Marino şehirlerini sığdırdık. Aslında sonuncusu bir cumhuriyet ama çaktırmıyor.

Bologna en umutlu olduğum ama beni en çok hayal kırıklığına uğratan şehirdi. Emilia Romagna ve Bolonya, meşhur Bolognese sosu ve diğer yemekleriyle İtalyanın midesi olmalıydı ama gel gör ki yemek yiyecek bir yer bulmak bile imkansızdı. İlk gün oldukça yağışlıydı o nedenle çoğunluğunu ıslanarak ve ilk kez denediğim airbnb evimizde dinlenerek geçirdik. Akşam bulduğumuz en erken açılan trattoria (akşam 6) bizi angusu ve pizzasıyla oldukça tatmin etti.

Bir de yolculuğumuzun son gününü Bolonya'da geçirdik. O gün havanın da harika olmasıyla şehri çok iyi tanıma fırsatı bulduk. Üstelik ana arterler sadece yayalara açıktı o gün. Herkes yolun ortasında yürüyor, sokak sanatçıları yerlere resimler çiziyordu. Bolonya eskiden beri sosyalist ve solcu vir duruş sergileyen, orta halli bir şehir. Turistik noktalarına pek iyi bakılmamış, büyük bir kısmını ise şehrin çok eski ve başarılı üniversitesi kaplamış. Üniversitenin etrafında çok sayıda uygun fiyatlı aperitivo mekanı var ama buralar da Kadıköy ya da Nevizade gibi kendi halinde, politik duruşlu karakter sahibi yerler.

Şehrin kalbi tabir edilen yerler Neptün Çeşmesi diyebileceğimiz meydanı ve İkiz Kuleler (due Torri) denen asimetrik eski taş kulelerin bulunduğu bölge. Buralar aynı zamanda alışverişin ve kalabalığın da kalbi.


Bolonyadan gidilebilecek en yakın ve en güzel yer tabi ki Ferrara. Yanlış bilmiyorsam burası da unesco listesinde. Beklentilerimin çok çok üzerinde  güzel bir şehir çıktı burası. Çok derli toplu, temiz, ışıl ışıl iyi bakılmış aynı zamanda da üniversitesi dolayısıyla çok genç ve okuryazar bir şehirdi, çok beğendim. Bergamo'ya benzer şekilde tarihi kalbi bir kale, bir Duomo ve sayısız Palazzodan oluşuyor, gez gez bitmiyor. Özellikle portakal bahçeleri ve Savanarola heykeli çok ilgimizi çekti. Öğlen arasında bulduğumuz restoranın menüsü de harikaydı, pestolu makarna, bol bol et, bol bol şarap ve tatlı.

Ferrara'ya yaptığımız günlük turun ertesinde rimini ve yaz tatili yolculuğumuz başlamıştı. Aylardan Ekim olmasına rağmen denize girmeye kararlıydım ve hava da çok yaver gitti, bir çok tursitle beraber denize ayaklarımızı soktuğumuz Rus rivierası Rimini'deki otelimize yerleştik. Rimini gerçekten İtalyanın Ayvalığı, en az 30 40 plaj yanyana ve turistlerin çoğunluğu Rus. Otel fiyatları off season'da acayip uygun ve bisiklet kiralamak isteyenler için kilometrelerce uzanan sahil yolları var. Yediğimiz tüm yemekler dev porsiyonlarda ve çok uygun fiyatlara geldi. Midemden büyük bir makarna tabağı, bir kova patates kızartması plajda öğle yemeğimiz oldu. Akşamsa kocaman deniz mahsülü kızartma tabaklarını 5-10€ya yiyebildik. Tabi sınırsız şarapla. Denizi koyu ve oldukça dalgalı ama benim gibi bir Çanakkale çocuğu için gayet uygun.
Şehrin bir diğer güzelliği de Felliniye adanmış olması. Her plajdan sonra bir Fellini filminin adının verildiği bir sokak başlıyor. Ayrıca Federico Fellini Parkı da sahilde en güzel yerde. İçinde kocaman bir atlı havuz ve fotoğraf makinası atraksiyonları var.



Gezinin sondan bir önceki durağını San Marino olarak belirlemiştim. BelirlemiştiM diyorum çünkü İtalyanın içinde kendi cumhuriyeti, kendi polis gücü ve hatta vizesi olmasıyla bana çok garip gelen ve hep merak ettiğim bir yerdi. San Marino'ya ulaşım çok kolay, Rimini istasyonundan otobüslerle bir saatte turistik bölgenin giriş kapısında olabiliyorsunuz. Akşam üzeri yine aynı otobüsler sizi buradan alıyor. San Marino dağ tepe, yani Hem Rimini'ye hem diğer bölgelere oldukça yukardan bakıyorsunuz. Hava neredeyse 2 3 derece soğuyor ama temizliği oksijeni mükemmel. Eylül dışında soğuk olsa da turistlerin %90ını oluşturan Ruslara bunun koyacağını sanmıyorum. Neredeyse her sokak hediyelik eşyacılar veya küçük cafelerle dolu. Ama sıradan hediyelik eşyalar değil, silah ve atıcılık ürünleri, mücevher, kürk ve deri ürünleri ve süper şirin ve uygun fiyatlı içki çeşitleri, bardakları ve damacanaları satılıyor. Gerçekten sıkılmak mümkün değil, hiç pahalı değil ve çok fotografik bir yer. Biz üşüyünce bir demlik çay molası ve bir de pizza dilimi molası verdik. Bir diğer ilginç şeyse her köşebaşına otantik ve garip biz müze yapmaları. Örneğin korku müzesi, merak müzesi...




Yukarıda anlattığım gibi, dönüş uçuşumuz Bologna'dan olduğu için son günümüzü yine Bologna'ya ayırdık ve pırıl pırıl güneşli bir günde rahat rahat gezdik. Havadan dolayı çok güzel bir tatil oldu. Yazın kısa bir yaz tatili için Rimini yine çok uygun bir tercih olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder